filadamindusleri

Insanlar hakkinda yazmayi seviyorum, Bu blog belki de karakter analizleri yapabilecegim bi yer haline gelebilir, hala nasil kullanicagimi cok iyi kestiremedigim bu sanal sayfayi belki de karsilastigim, sevdigim, hic konusmadigim ama bi sekilde beni yazmaya itebilecek hayatlarla doldurabilirim. Kara Kitap'taki Galip'in tek tek insan yuzleri fotograflariyla dolu kutulari acmasini ve hepsini incedigi gunduzleri-geceleri-aylari unutmak nasil mumkun olabilir ki?

My Photo
Name:
Location: istanbul, Türkiye

Eğer bu blogu okumaya yeni başladıysanız, yazılanları en alttan yukarı doğru okumak "gösteri sürecini takip etmek" adına daha anlaşılır olacaktır.

Tuesday, January 16, 2007

Azlar, Yavaşlar Ama...

Bir seyircimi, dans babalarımdan birini ve güzel bir dostumu kaybettim...
Dansımın beni sürüklediği ülkelerden birindeyim yine. Bu sefer adres, İsviçre’de sessiz sakin bir şehir; Fribourg. Her gece sıladan gelen hayrig ve mayrig maillerinin sabırsızlıkla beklendiği, küçücük yabancı oda, bu defa bu şehirde. Dün gece gelen bir haber sınırları daha derinden hissettirdi; beni çocukluğuma götürüp duvarlara savurdu. Gözlerimi her kapattığımda, çocukluğumdaki anlamlandırması zor yürekle buluştu yüreğim; gurbeti katladı yükledi sırtıma. Dün gece gelen haber, bir Ahmet Kaya şarkısıyla Udi Hrant havalarını aynı masada buluşturdu, geldi oturdu yüreğime, sessizce, sakince, hırsla, hüzünle…
...boğazım düğüm düğüm, çözemiyorum...
Altı ya da yedi yaşındayım. Kenterler Tiyatrosu’nda babam beni bir adama teslim etti. İriyarı, o yaşımda yarım dünya diyebileceğim bir adam. Gövdesinden çok, bana güven veren kokusunu hatırlıyorum şimdi. Heyecanıma baksanıza, hayatımdaki ilk sahne temsilini, Arşın Mal Alan’ı Kenterler’de kenardan, oyuncularla aynı seviyeden izliyorum. Ne büyük heyecan, sanki sahneye ben çıkmışım da ben söylüyordum “Arşıın Maall Alllaan”ı sevgili Püzant ahparikle. Birkaç yıl sonra, yine elimden tuttukları gibi aynı adama teslim ettiler beni. Gözleri sürekli gülen, her an gidip derdini paylaşabileceğin ama bir yandan patronluğunu hissetirmekten geri kalmayan, saygı uyandıran, o güven veren kokusu her yana sinmiş adam: Arsen Papazyan. Karagözyan Derneği’nde, Maral’ın Vağvan Arvesdakednerı (Yarının Sanatçıları) ne kadar da doğru zamanlamayla hazırlanmış bir gösteriydi. Oradan yetişenler daha sonra Maral’ın eti, kanı, damarı oldular. Her prova esnasında Arsen ahpariğin o tok, insanı motive eden sesi duyulurdu. Bir insanın dansçı olması için, onun bedenine dansla girmeniz gerekmez; sözlerle-cümlelerle şekillendirebilirsiniz bedeni, Arsen ahpariğin yaptığı buydu işte. Sesi zaten kesilmişti son zamanlarda ve şimdi hiç çıkmamacısına gitti.
Son dönemde ne kadar da hızlı kan kaybettik; Mirican Kara, Hagop Ayvaz, Kristin Saleri ve Arsen ahpariğim.
Mirican Kara’yı hiç tanımazdım, Hye-Tert’ten birkaç yazısını okumuştum ve ardından dansım beni Berlin’e götürdüğünde, baba tarafından Tıbrevanklı sayılmanın torpiliyle yakından ilgilenildim ve bir haftasonu onun arabasına binip başka bir Tıbrevanklı dostun, ressam Ohannes Topyolu’nun evine gittim… Mirican ahpariğimle 3 saatlik yol boyunca hep Tıbrevank’dan, Haçik Apelyan’dan ve halk oyunlarından, “haygagan bar”ların güzelliğinden, Hoy Nazan’dan, Gagaçneru Bar’dan, Govgas’dan, Sirem Gı’dan, kostümlerden, korolardan konuştuk, konuştuk, konuştuk… İçine müzik, dans ve kültür sevgisi işlemiş o güzel adamı dinledim 3 saat boyunca. Benim gözüm onda, onun gözü yoldaydı, ama aklı İstanbul’daydı, görebiliyordum rahatça. Gençliğinde oynadığı bir figürde takılıp kalmıştı beyni belki, dansçı olmayan anlayamazdı bu hissi. Yüreğindeki o özlemi görebiliyordum.
Ve şimdi, bu uzak ve soğuk ülkeden bakıyorum da danslarımıza yürekten bağlı Mirican ahparik gitmiş, Ermeni resim sanatının mihenk taşı Kristin Saleri göç eylemiş, Hagop Ayvaz’ı önceden hazırladığı ve yaşamla oyun oynadığı, dekorunu önceden hazırladığı mekânına gömmüşler. Ve kahretsin ki hiç beklemezken Arsen ahpariğim danslarımızı, müziğimizi, yüreğini, dostluğunu, güven verici bakışlarını bırakıp gitmiş.
Bugün Çıplak Ayaklar Kumpanyası varsa Arsen ahpariğimin emeği büyüktür. Bugün ben kâh Fransa’da, kâh İsviçre’de, kâh Almanya’da, Çıplak Ayaklarından kan akarcasına hareket ediyorsam, düğmeye basanlardan biri de o koca Arsen’dir. Artık, bir Çıplak Ayaklar temsili sonrası Taksim Sahnesi ya da Kenterler çıkışında beni beklemeyecek Arsen ahpariğim. Bilmezsiniz sahnedeki adamın düşüncelerini; koltukta oturan yayanizdir, sizi hareket ettiren mamanız, babanız, dostlarınızdır; sevgiliniz, komşunuz, dişçiniz, hocanızdır... Benim her gösterimin vazgeçilmez seyircisidir Arsen ahpariğim ve hareket etmeme imkân sağlayan, bana güç ve ilham verendir.
Gösteri bitti... Şimdi kulise çıkıp tebrikleri alma zamanıdır, ama artık şen kahkahasıyla, “artık bizi geçtin oğlum” nidaları ve kocaman göbeğiyle sarılacak bir Arsen ahpariğim yoktur. Arsen Papazyan bağıra çağıra içimize yazılmış bir çığlıktır; boynunu çevresindeki insanlardan daha yukarıya uzatıp, daha renkli bir dünyayı görebilmiştir. Ermeni kültürü ve sanatına sıkıca sarılmış, bu yolda birçok öğrenci yetiştirmiş, bu yolda birçok beynin içine girebilmiştir; üzücü olan bugün yerini dolduracak kimselerin olmamasıdır. Son yıllarını Maral’dan uzak geçirmek zorunda bırakılması büyük bir ayıptır. Maral ve Arsen Papazyan isimleri hep yan yana anılacaktır...
Azalmak, her geçen gün daha da azalmak… Kara, Ayvaz, Saleri, Papazyan... Sonu hızla gelen bir azalma... Biz tartışaduralım 1915’i, “gazetelere ilan vereceksin, vermeyeceksin”i, “Dacigle evlenmiş”i, “mezun olmuş Hayeren konuşamıyormuş”u, Kınalıada dedikodularını ve nicelerini; Bazıları bildikleri yolda üretmeye, yetiştirmeye, okumaya ve okutturmaya, bildiklerini aktarmaya devam ediyorlar, belki azlar, yavaşlar, dırdırcılar ama, önemli olan bu dünyada “insan” olarak kalabilmenin, paylaşmanın ne demek olduğunun farkında olmalarıdır.
.
Onun can yoldaşı Talin kuyrigime, çocukları, dostlarım Lerna ve Garo’ya başsağlığı diliyor, böyle bir insanla birlikte bir ömür geçirdikleri için gülümsemelerini diliyorum.