filadamindusleri

Insanlar hakkinda yazmayi seviyorum, Bu blog belki de karakter analizleri yapabilecegim bi yer haline gelebilir, hala nasil kullanicagimi cok iyi kestiremedigim bu sanal sayfayi belki de karsilastigim, sevdigim, hic konusmadigim ama bi sekilde beni yazmaya itebilecek hayatlarla doldurabilirim. Kara Kitap'taki Galip'in tek tek insan yuzleri fotograflariyla dolu kutulari acmasini ve hepsini incedigi gunduzleri-geceleri-aylari unutmak nasil mumkun olabilir ki?

My Photo
Name:
Location: istanbul, Türkiye

Eğer bu blogu okumaya yeni başladıysanız, yazılanları en alttan yukarı doğru okumak "gösteri sürecini takip etmek" adına daha anlaşılır olacaktır.

Sunday, September 24, 2006


Bir şey dağılmasın toplaması zor oluyor

Muhtemelen Galatasaray’dan yüzlerce kez geçmişsinizdir, hatta belki gün içinde 3-4 defa geçtiğiniz de oluyordur. Vahan usta 40 senedir aynı noktada Galatasaray Lisesi’nin yanında duruyordu, kendisini hiç fark etmediniz mi? Şimdi gidip bakalım derseniz de artık çok geç çünkü kendisi tabir caizse Beyoğlu’ndan Beşiktaş’a ‘tehcir’ edilmiş durumda. Kendi deyimiyle o sokakta bir tazı gibi avını arıyordu, ama biz, “avlar”ın çoğu fark edemedik onu. Kendisi öylesine görünmezdi ki, İstiklal caddesi kalabalığı arasında iplere bağladığı kitaplarıyla, kendisi önde karısı arkada yürürken bile bir gölge gibiydi adeta, Hayal Sahaf denmesinin sebebi buydu belki de. Gölgesi Beyoğlu kalabalığının arasında kayboluyor- eziliyordu. Sokaklarda sahaflık yapmaya 1960’larda başlayan ve neredeyse 40 senedir aynı noktada duran Vahan Usta kendi durduğu sokakta açılan bir şark kahvesi nedeniyle ve kanunların artık tezgah açmasına izin vermemesi sebebiyle orada kitaplarını satamıyor. Beyoğlu’nda herkesin bildiği, tanık olduğu, sevdiği-sevmediği, karşılaştığı simalar vardır. Siz yürürken arkanızdan sizi korkutmak için bağıran, param yok şarap alıcam, beyaz sakallarıyla piposunu içen, pala bıyıklarıyla tespih çeken, aşıklara şiir yazan, terazisi yanlış tartarsa bedava tartan, içli köfteci Ali bey, kör gözleriyle saz çalan, rahmetli Madam Anahid ve Paganini Bülent, geceleri 2 den sonra karşılaştığımız küçücük orguyla uzun havalar çalan ve daha onlarcası, Beyoğlu’nu yaratan ve Beyoğlu’nun yarattığı insanlar….. Onları durdukları noktalardan daha uzağa götüremezsiniz. Ahmet Kaya der ki “Dağda açan çiçek şehirde büyümez, koyma beni buralarda bırak döneyim”
Fatih Akın’ın son filminde Siya Siyabend’den Bizon Murad ‘ı dinlerken Taksim’den Galatasaray’a sonra Tünel’e -Tarlabaşı’na doğru sürüldüklerinden bahsetmişti. Siya Siyabend umarız ki tutunabilir Beyoğlu’nda ama Hayal Sahaf Vahan Usta 74 yaşında tutunabilir mi ki acaba hayata ….


İstanbul’a ne zaman geldiniz Vahan Usta?

İstanbul’a Tuna’dan buz yığınlarının geldiği yıl geldim, üç yaşında. Yozgat’tan göç ettik. İlk önce Beşiktaş kilisesinde derme çatma bir barikatta kaldık, bir süre sonra Ihlamur set üstüne, ardından Yıldız’da, sürekli sefalet içinde yerlerde kaldık. 1934’ün sonlarında şimdiki Sakıp Sabancı Lisesi’nin orda bir okul vardı o okulun arkasında bitişik olarak bir kerezman (mezarlık) vardı. Biz o kerezamana yerleştik birkaç aile, zaten battal bir mezarlıktı ve sanırsam 50lere kadar da kaldı o mezarlık sonrası istimlak. Düşünün Beşiktaş’tan buraya (Yıldız) bir tek yol vardı….bostanlıktı burası alabildiğine…Barbaros falan yoktu…..
Bizim gibi birçok aile bu mezarlıkta kaldı uzun süre. O mezarlık ve okul 50’lere kadar battal olarak mevcuttu ve o dönem istimlak başladı. Ben de Beşiktaş’ın resmi var bir gün oturup bakarız, eh önce bulmak lazım tabii (gülüşmeler).
Biz bu apartmanı yaptığımızda burada hiç bir şey yoktu , tek tük arada araba görürdük ve ben hatırlıyorum çocukluğumda balkondan Şişli tramvayının ışıklarını görürdüm o kadır tenhaydı İstanbul.
Babam rahmetli cebinde beş kuruş yokken sağ olsunlar çoğu kişinin yardımıyla birisi çimento verdi birisi tuğla verdi birisi harcını karıştırdı ve bu evi yaptık işte. Kerezmandan (mezarlık) laf açılmışken biraz gereksiz bilgi olacak beni affedin ama
Gezi parkındaki mezarlığı da hatırlarım ben. Orda hatta kilise vardı (Surp Krikor Lusavoriç) şimdiki Divan Oteli’nin yerinde, onu da istimlak ettiler. Orda hatırımda Aşçı Hasip vardı, böyle kocaman bir adam (ses taklidini yapıyor) bir de berber Hagop, ufak tefek sevimli bir adam bana gelirdi “gel küçük adam, saçını keseyim” derdi. Ben de para yok ki, mahcup olurum diye çekinirdim. Sipahi ocağı vardı bizim Surp Agop’tan 200 metre uzaklıkta, bir de çeşme hatırlıyorum caddeye bakan tarafta.
Atatürk heykeli her zamanki gibi öndeydi, o Akdeniz işaretiyle…..

Neyle Geçinirdiniz?

Ben her türlü iş yaptım, Elmadağ ve Harbiye taraflarında çok çalıştım, Cihangir’de, Taksim’de ayrıca Emirgan’da. Ailemin hiç geçim kaynağı yoktu. Dört kardeşim vardı ve sefalet içinde büyüdük. Babam da amelelik yaparak geçimini kazanırdı rahmetli. Çok zor büyüdük efendim. İmkansızlıklar beni hep sosyal yaşamdan uzak tuttu, ben çok istememe karşın ne bir sinema ne bir konser. Bilirmisiniz Safiye Ayla’yı? Ben onu camdan seyrederdim, okuduğu mikrofonu uzaktan görürdüm, bu dediğim 40’lar ben gencim ve hayata en imrendiğim dönemler. Ama o dönemler daha iyiymiş şimdi çok daha zor, ayda bir iki gazinoya meyhaneye giderdik, şimdi….

Sen ne içersin? Rakı mı?

Ben rakı içerim ama pahalılıktan ağzımıza koyamıyoruz. Ama rakıyı hep tercih ederim ama düşünüyorum ki sanırım benim gibi halk da malum pahalılıkta başka şeyler içiyor. Önüne geçilmez bir zam…Dönemin açılışı ve kapanışı olarak gösterebiliriz belki bunu bakın ilginç; Hemen hemen 80’lerin sonu 90’ların başına kadar halkın bir yaşama gücü vardı arkadaşlarla bir meyhaneye bir gazinoya bir birahaneye gidip içebilirlerdi. Ama şimdi zamanın getirdiği ağırlıklar her şeyimizi altüst etti.
Şimdi bir şişe alırsam onu idareli içiyorum…Yani istek var ama bu derecedeki yaşam şartında devam etmek mümkün değil. Hem artık bu bir keyif değil….

İlk kitaplarla ilişkin ne zaman başladı?

Ben Emirgan’da bir doktorun yanında bahçıvan yardımcısıydım 43’lerde, yedi sekiz ay çalıştım orda. O yıla kadar, 15 ini aşmış gibi bir çağdaydım ve kitap hakkında bilgim vardı. Bi de kitap alacak gücümüz de yok, günde alıyoruz bir lira para. Nasıl geçtiyse elimize bi formalık bir kitap geçti. O on beş sayfada inanır mısın yeni bir dünya keşfettim. Bir de sanırım Emirgan’da çalışırken o boğazın güzelliğinin kitapla buluşması bende başka bir dönem açtı…..o ruh güzelliğini görünce ben bişeyler aramaya başladım, neydi bu? Elime ne geçerse okumaya başladım, param oldukça kitap almaya başladım. Haftalığımızın yarısından fazlasını verirdim, çılgınca bir istekti….
Günler geçti dükkan açtım Cihangir’de, ayakkabı üstüne. Orda zaruret bir şey oldu ve kirayı veremedim. Kirayı da bir şekilde ödemem lazım. Altıda kapatmaya başladım dükkanı Beyoğlu’nda kendi kitaplarımı satmaya başladım. Böyle böyle başladım sahaflığa….O dönem benden başka kitapçı yoktu…..

Nerelerde dururdunuz?

İlk Tokatlıyan’ın önüne koydum oradan kalktım İş Bankasının oraya, Halkbankın oraya indim, sırayla Tünel’e doğru kapı araları her türlü boşluk, set üstleri. Bir gücümüz yoktu yer tutmaya. 80 darbesi sonrası cadde üstünde izin verilmedi. O yüzden bir ara sokağa girmek gerekti eh 80’den beri Galatasaray Lisesi’nin yanındaki o sokakta duruyorduk işte taa ki kanun çıkana kadar.

Sizin hakkınızda epeyi yayınlanmış söyleşi makale, kitap, fotoğraf hatta karikatür bile var. Bunlara göz atarken fark ettik ki 6-7 Eylül’de korkulu dakikalar yaşamışsınız.

Anlatayım, Osmanlı yokuşunda Karekin Varbed’in ayakkabı dükkanında çıraklık yapıyordum, ayakkabı üstüne. Düşün ki meydana 100metre uzaklıkta. Nasıl anlatmalı şöyle söyliyim ölümle yüz yüze geldim ben, kıl payı kurtuldu deriz ya…. Ben o gece dükkandaydım. Varbed giderdi saat 7 de ben 10-11’lere kadar çalışırdım. O gece saat 7 gibi usta giderken hafif böyle endişe verice bir uğultu geliyordu zaten meydandan, Ustam gitti bir baktım sesler çoğalıyor , bir bakayım dedim, bağırma çağırma, geri geldim dükkana dedim ki emniyet nasıl olsa bunu önleyecek. Aradan 15-20 dakika geçti şiddetli darbe sesleri gelmeye başladı kepenklerin ve camların kırılışını duyuyorum, eşyalar düşüyor, hücum edişlerini hissediyorum. İçerden ben bunları duyuyorum çünkü kepenki kapatmışım. Sesler geliyor “vurun, kırın, acımayın” falan bütün o sokak neredeyse Ermeni-Rum zaten. Ben dedim şimdi çıkarsam an meselesi beni döverek öldürürler ama çıkmazsam da ölecem. O muhitin adamları da gösteriyorlar şurası Ermeni, burası Rum diye bağırıyorlar….Yav ben kapana kısıldım, açıcam kepenki kaçacam ama kilitlemişim içerden bi de inanırmısın kilidi açamıyorum, uğraş uğraş biraz evvel kilitlediğim kilit açılmıyor yahu. Oturdum kara kara düşünürken pat pat pat diye ayak sesleri duyuldu, alttan baktım ayakları gördüm, bi manga polis, ben o anda artık nasıl olduysa kilidi açabildim ve polislerin arkasından fiydim…… Hemen Beyoğlu’na çünkü kardeşim orda Allah’tan o erken eve gitmiş, gerisini anlatmaya gerek yok her yer tarumar.

Peki neden Beşiktaş’a geldin şimdi? 40 senelik Beyoğlu’nu bıraktın?

Kesin kez yasak geldi çünkü. Bu yasak aslında 2003’te gelmişti ama zabıta bizi idare ediyordu. Zor bela iki yıl durduk ama dayanma gücümüz 2005’e kadarmış çünkü ekipler kitap görmicez alıp götürürüz demeye başladılar. Bi de açıkçası o eski kitap meraklıları da yok… Ben böyle avını bekleyen tazı gibi duruyorum dar sokakta. Neydi, arada gelip çayımızı içen dostlarımız vardı bizi unutmazlardı, Vahan Usta Deyip gelir sarılırlardı. Bir şey dağılmaya görsün toplaması öyle zor olur ki, işte aynen böyle benim durumum. Dağlarca her geçtiğinde “Ustacığım her geçtiğimde seni görüyorum seviniyorum ve üzülüyorum” derdi bunu unutmuyorum mesela. Şimdi de gelsinler diyorum ama hayat şartları belki uzak geliyor Beşiktaş onlara ya da nerde olduğumu bilmiyorlar. Lafı dolandırmayalım, kitap koyamıyorsun, caddeden gözetliyorlar sürekli memurlar. Ben burada aslında zabıtaya da kabahat bulmuyorum kesinlike…80 den beri de yasaktı ama bakın zabıtanın güzel bi anlayışı vardı bi şekilde hallediyorduk ama onlar da istemeden başvurdular bu duruma diye düşünüyorum. Eh Beşiktaş’ta yasak yok mu? Var. Var ama idare ediyoruz iste, bi mendilci geliyor yanına bi takıcı üçümüz çok yayılmadan duruyoruz…..100 kitap yerine 20 kitap koyuyoruz
Adam geliyor kaldırın diyor “peki abi diyoruz” ne yapıcaksın…..

Neden Hayal Sahaf?

Hayal
Evet Hayal Sahaf Vahan Usta
Hayal …. Bu kişisel yapıdan geliyor, görünmeme. Şimdi bana derlerdi ki git sıkıntılarını anlat zabıtaya, konuş falan. Ben bunu yapamam , zabıta zaten beni idare ediyor, bir de üstüne nasıl gidip derim bana bir çözüm diye, fazla ortaya çıkarsam, sınırı geçersem olmaz, benim yapım da biraz nahif. Bu beni de düşündürüyor inanın, Hayal Sahaf. Ben acaba topluma gereken bir hizmeti veremediğimi düşünüyorum
Hizmet vermişim ama gerektiği kadar verememişim….

Peki, ya toplum sana gereği kadar önem vermemişse?

Onu bilemicem……neden toplum bana ilgi göstersin.
Kitapla uğraşıyorsunuz, sahaflık eski bir meslek ve çünkü, 40 senedir Beyoğlu’nda yılmadan kitap satıyorsunuz?
Ben girgin birisi değilim nahif bi insanim….belki konuşabilseydim insanlarla bi yerim de olurdu ama…..hoş şeyler bunlar işte…..

Ermenilerle ilişkiniz nasıl?

Aktivitesizlik olarak kabul etmek lazım Ermenilerle ilişkimi. Bu benim yapımın tuhaf oluşuyla ilgili sanırım. Salih Kalyon’u tanırsınız belki, oyuncu, o kadar açık bir insan ki. Vahancığım diye gelir, sarılır. Ben bu adama ne yaptım hiç birşey, bir-iki kitap sattım belki, almış Bostancı’dan bir koli kitap getirdi satmam için, en azı 50-60 milyonluk kitap var içinde. Neden anlatıyorum bunu? Bizim cemaatten bir gün böyle bir adam çıkmadı bana el uzatan, bir kibirlilik, bir beğenmişlik kendilerini ama diyeceksin itham ediyorsun hayır itham değil o kadar olur kibarlık , bulaştı o kibarlık onların tavrına, birkaç kişi var içlerinde arada Beşiktaş mütevelli heyetine gidiyorum ama bişey de diyemiyorum işte ah bu karakterim…varlıklılar ya…..(ses taklidilerini yaparak konuşuyor) ben böyle bir hayat mücadelesi içinde onlara üç kuruş beş kuruş verin diyebilecek insan değilim…. Böyle bir çıkmaz içindeyim, hani bazı şeyler hassastır onu böyle açamayız, Salih Kalyon’u anlatmam bu yüzden ulan bir günde sıcak bi merhaba de be… çok değil, merhabaları bile sürekli yarim yamalak….(yine ses taklitlerini yapıyor) Tuhaf.. Aslında bir dakika belki de bende tuhaflık kardeşim…..belki de ben eksiğim…..gidip de ne kiliseye uğruyorum ne bişey yapıyorum, insan her şeyi karşısındakinden beklememeli ….. dönüp dolaşıp yine hayal kişiliğe geliyorum işte….. Hayal Vahan….

Ermeniler için de Hayal’siniz yani?

Öyle sanırım

1915 ‘te neler yaşamış aileniz?

(biraz çekinerek)Bir ufak sürgün hayatı çekmişler evet….. Bize hiç anlatmazlardı…ben size bir soru sorayım.Tehcirle göç aynı anlamda kullanabilir miyiz?

Tehcir zorla göç ettirilmek, göç ise kendi kararıyla gitmek anlamında kullanabiliriz sanırım. İkisi farklı anlamlarda yani.

(düşünceli) Biz yaşadık ikisinde o zaman.
Yav konuşmak zor bu konuları, Bakın Hrant Dink’i tanırmısınız? Ne zorluklar çıkartıyorlar adama. Neden? Konuşuyor çünkü…

Söyleşi
Mihran Tomasyan

0 Comments:

Post a Comment

<< Home